HERŞEY AYDINLIK BİR PENDİK İÇİN! PENDİK BELEDİYE BAŞKAN ADAYIMIZ SAYIN MEHMET SALİH USTA! YOLUN AÇIK OLSUN PENDİK! ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI!


   
 
  Pendik Tarihi

 

Pendik'in Tarihi
Tarihî kaynaklara göre Pendik MÖ 5000'lerden beri yerleşim alanı. İstanbul Boğazı ile Sakarya nehri arasındaki bölgenin jeopolitik ve jeostratejik özelliği sebebiyle çok sık el değiştirmesi dolayısıyla, bu bölgede bulunan Pendik de çok farklı milletler tarafından ele geçirildi. MÖ 1200'lerde bu bölgede Makedonyalıların olduğu, M.Ö. 8. yüzyılda Roma İmparatorluğunun, daha sonra da Bizanslıların egemenliği ele geçirdiği biliniyor. Bizans döneminde “Pantikion” ya da “Pentikion” adıyla anılan yer bugünkü Pendik civarıydı. İlçenin bilinen en eski adı ise “Pantikapion” ve “Pantikapeum.”




Pendik'e Roma döneminde Panticio, Pantecio, Panticia deniyordu. Bizans döneminde kullanılan Pantecion (Pantiki) ismi "her tarafı surlarla çevrili" anlamına gelir. Çoğu kaynaklar Pendik kelimesinin duvar anlamına geldiğini ve İstanbul'a egemen olan devlet ya da hükümetlerin doğudan gelecek saldırıları önlemek için burasıyı bir savunma hattı olarak kullandıklarını kaydederler. Bazı kaynaklara göre Pendik "beş burun" anlamını taşır. Ural dağlarından gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça beş köy anlamında "Pench-deh" ismini kullandığı söylenir.

Medeniyetlerin Uğrak Yeri


Pendik tarihöncesi çağa kadar uzanan eski bir tarihe sahip. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin çok öncesinde de birçok medeniyete beşiklik yapmış olan Pendik eski bir yerleşim ve uğrak yeri.
Frigler'in Anadolu'ya yerleşmeleri ve Frigya Devleti kurma sürecinde İstanbul Boğazı ile Sakarya nehri arasındaki bölgeye yerleştiklerinde, Friglerin bir kolu olan Bebrikler bu bölgeye Bebrikya dediler. MÖ. 650 yılında bu bölgeye yerleşen ve buraya Bitinia adını veren Bitinler, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Anadolu'ya hakim olmak isteyen Perslerin egemenliğini tanıdılar.

Roma ancak MÖ. 85 yılında Anadolu'ya Kalkhedon'a (Kadıköy) ayak basarak, MÖ. 74 yılında Pendik'in de bağlı olduğu Bitinya'yı hakimiyetine geçirdi. Bizans hakimiyeti döneminde Bizans’ın dünyaca askeri bir deha olarak kabul gören generali Belisarios Pendik'te yaptırdığı villasında yaşadı.

Pendik Got'ların Nikomedia (İzmit) ve İranlıların Kadıköy'e yaptığı seferlerde de uğrak yeri oldu. Pendik'in İslam ordularıyla tanışması 668 yılında Süfyan komutasındaki orduların Üsküdar'a kadar ilerledikleri seferle oldu.

Pendik’e gelen kutsal emanet
Hz.Yahya, peygamberlik makamı ile müjdelenince çöle çekilip kendisini ibadete vererek insanlardan uzaklaşır. Buna rağmen arasıra Kudüs’e gelerek ibadethanelerde halka nasihat ediyor, ardından yeniden Filistin kırlarına çekiliyordu. Yahudiye ve fieria Nehri halkı ona geliyor, fieria Nehri’nde vaftiz ediliyorlardı. Hz. Yahya’nın Hz. İsa’yı da bu nehirde vaftiz ettiği ve Avrupalıların bu yüzden kendisine Vaftizci Yahya mânâsına gelen “Jean Babdiste” adını verdikleri rivayet olunur. O tarihlerde Filistin, Roma İmparatorluğu hakimiyetindeydi ve Herod Antipas (Hirodes) adlı zalim bir hükümdar tarafından yönetiliyordu. Hirodes, kardeşi Filipus’un karısı ile evlenip Hz. Yahya’dan bu evliliği onaylamasını ister ve Peygamber buna karşı çıkınca da O’nu yakalatıp zincire vurdurarak hapse attırır. İncil
dışındaki kaynaklara göre, Hirodes kız kardeşinin kızı Salome’ye aşıktır, zamanın en büyük dini lideri olan genç Peygamber Hz. Yahya’yı çağırtıp meseleyi anlatarak nikah akitlerini yapmasını ister. Hz. Yahya bunu, şeriat kanunlarına aykırı olduğu için şiddetle reddeder. Bu duruma oldukça hiddetlenen İmparator Hirodes, Hz. Yahya’nın öldürülmesi emreder. Hz. Yahya şehit edilip kafası kesilerek altın bir tepsi içinde İmparator Hirodes’e sunulur. Olayı duyan Hz. Yahya’nın talebeleri, Peygamberin cesedini alıp gözyaflları içinde defnederler. Bizans İmparatoru Valens (364-378), Hz. Yahya’nın kesik başının Suriye’de olduğu duyumunu alınca hemen İstanbul’a getirilmesini emreder. Baş, bugünkü ismiyle Pendik’e getirildiğinde olağanüstü bir olay olur ve kutsal emaneti taşıyan
katırları ilerletmek mümkün olmaz. Bu olay üzerine şaşkına dönen Valens ve kurmayları emaneti mecburen Temenye kasabasına bırakıp burada Hz. Yahya
adına bir kilise (Saint Jean Babtist) ve ayazma inşa ettirirler ve kutsal emanet burada korunmaya başlanır. Bu dönemde, Hıristiyan hacıların kutsal emanetleri ziyaret için Temenye’de mola verdikleri rivayet edilir.
Hz. Yahya’ya ait kutsal emanetler Temenye’de muhafaza edilirken, birkaç yıl sonra bu bölgeden geçmekte olan Büyük Teodos (379-395) şehit Peygamberin
başını almak ister. Ancak, kendisini bu kutsal emanetin muhafızlığına adayan Pendikli Matrona isimli bir bakirenin protestosuyla karşılaşır. İmparator, kızı ikna
edip bu muhafaza görevini yüklenerek emaneti İstanbul’a taşır. Hebdemon’da (Bakırköy) Hz. Yahya adına Büyük Saint Jean Babtist Kilisesi yaptırılarak Yahya Peygamber’in kutsal emaneti buraya koyulur. İlerleyen yıllarda Avrupa’nın pek çok kentinde, Hz. Yahya’ya ait olduğu ileri sürülen kafa ve kol
iskeletleri ortaya çıkarıldı. Günümüzde 17 farklı kilise aynı isim altında bu emanetleri muhafaza eder.

*Hz. Yahya’nın kesik başı ve kolu Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölümü’nde bulunmaktadır.

Osmanlı Pendik'te

Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Aydos Kalesi’nin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Aydos Kalesi, Konur Alp ile Kara Gazi Abdurrahman tarafından fethedilmiştir. Adı Aydos Kalesi’nin fatihi olarak nam salan Kara Gazi Abdurrahman, fetihten sonra Aydos tekfurunu ve tekfurun kızını rehin alarak Orhan Gazi’ye götürdü. Daha sonra, Müslüman olarak Kutlu Hatun adını alan tekfurun kızıyla evlendi. Kara Gazi Abdurrahman ve Kutlu Hatun’un bu evliliği ve kalenin alınışı ile ilgili pek çok rivayet gerek Türkler gerekse Rumlar arasında yıllar boyu bir efsane gibi anlatılıp durdu.
Yıldırım Bayezıd döneminde doğuya yapılan seferler sırasında Bizans tarafından bir kaç kez İstanbul'un Anadolu yakası alınmış ve Pendik el değiştirmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda Roma ve Bizans hakimiyetini teyit eder mahiyette İonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu.

İşgal Yıllarında Anadoluya Kaçış Yolu : Pendik
13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri’ne ait 55 parçadan oluşan donanmanın İstanbul’a girmesi ile İstanbul işgal edilmiş ve Pendik’te bu işgalden nasibini almıştır. İşgalin ardından İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane sevkiyatı başlamış, dönemin önemli aydınları, fikir ve mücadele adamları ile subaylar Ankara’daki millî mücadeleye katılmak için kentten kaçmışlardır. Mütareke yıllarında genel olarak Boğaz'ın Asya yakası, Anadolu'ya yapılan her türlü sevkiyatın çıkış noktasıydı. Başlıca yollar ve her türlü deniz ulaşımı sıkı kontrol altında tutulduğundan, gizlice Anadolu'ya geçmenin tek yolu bu yakadaki köylerden içeri uzanan patikalardı.
Üsküdar Sultantepe’de bulunan Özbekler Tekkesi Anadolu’ya kaçışlarda başlangıç noktası konumundaydı. Buradan yola çıkanlar çeşitli yolları kullanarak Anadolu’ya geçmekteydi. Pendik bu kaçış yollarından birisiydi; Pendik’in köyleri olan Kurna ve Kurtdoğmuş üzerinden geçilerek Adapazarı’na oradan da Ankara’ya gidilmekteydi. Menzil Hattı olarak adlandırılan bu yolu kullanarak Anadolu’ya kaçanlar arasında İsmet İnönü, Kazım Karabekir gibi komutanlar, Halide Edip Adıvar, Mehmet Akif Ersoy gibi aydınlar bulunmaktaydı. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile savaş sona ermiş, 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbul’u terk etmesiyle, Pendik’teki karakol da boşaltılmıştır. 6 Ekim 1923 tarihinde Türk Ordusu İstanbul’a girmiştir.

Pendik Mübadillerin Yuvası Oluyor
Türk ve Yunan heyetleri arasında 30 Ocak 1923’te imzalanan bir anlaşma ile Yunanistan’da kalan Türkler ile Türkiye’de kalan Rumların mübadelesi kararı alınmıştır.
Preveze ve Yanya ahalisinden 15 bini çiftçi ve 40 bini zeytinci olmak üzere toplam 55 bin kişinin Antalya ve Silifke bölgesine nakilleri düşünülmüş ancak daha sonra yüksek bir eğitim seviyesine sahip mübadillerin çocuklarını üniversiteye göndermek için yüksek okullara yakın bir yere gitmek istemeleri üzerine mübadillerin bir kısmının Pendik’e yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Preveze Limanı’ndan kalkan Sulh adlı bir gemi ile Pendik’e gelen 2.200 Yanyalı mübadil içlerinde devlet erkanından Abdülhalik Renda ve İzzettin Çalışlar’ın da bulunduğu bir heyetçe karşılanmış ve önceden tespit edilen evlere görevlilerce
yerleştirilmiştir. Mübadillerin gelmesiyle Pendik’in demografik yapısı büyük oranda değişime uğramıştır. Gayrimüslimlerin ayrılması ile Müslüman nüfus artmış, mübadiller demografik yapı içinde en büyük topluluk haline gelmiştir. 1930’lü yıllarda Anadolu’dan Pendik’e göçler de başlamıştır. 1935 senesinde nüfus 3.500’ü aşmıştır.




Sayfiye Kasabasından Sanayi Kentine
Cumhuriyetin ilk yıllarında, İstanbul’un sayfiye ve dinlenme alanlarından; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, sessiz ve huzurlu bir ilçe olan Pendik, yeşil doğası ve deniziyle o dönemin önemli bir cazibe merkezi halinde idi. Bu dönemde Atatürk de Pendik’i ziyaret etmiş ve bir süre şehri inceleme fırsatı bulmuştur. Pendik’te 1935-40 yılları arasındaki nüfus artış hızı yüzde 18.72, 1950-55 yılları arasında ise yüzde 9.64’tür. Bu yıllarda nüfus artış hızının normal bir seyir izlediği söylenebilir. Mübadele ile birlikte artan nüfus Pendik’in doğal merkezi olan Yeldeğirmeni’nin 1950’de Doğu ve Batı mahallesi olarak ikiye ayılmasına yol açmıştır. Türk nüfusun daha çok merkez çevresindeki yerleşimlerde ikamet ettiği görülmektedir.

1955-60 yılları arasında Pendik’te ikinci bir göç dalgası yaşanmış, yurtdışından getirilen göçmenlerin bir kısmı Pendik’e yerleştirilmiştir. Bu nedenle 1955’te nüfus 8.673 iken 1960’da birden 13.953’e çıkmıştır. Bu dönemde nüfusun kalabalı klaşması ile merkezden kuzeye ve doğuya doğru yerleşim alanlarında yayılmalar başlamıştır. 60’lı yıllarda Orta, Yeni ve Kaynarca mahalleleri teşkil edilerek buralara muhtarlıklar verilmiştir.


60’lı yıllarda nüfus artışı devam etmiş ve 1970’e girilirken ilçenin nüfusu 30.000’i bulmuştur. Bu tarihlerde ilçenin sayfiye yapısı bozulmaya başlamış, sahilde
bulunan konakların ve yazlıkların yerini çok katlı binalar almaya başlamıştır. 1975 yılında yapılan Ömerli Barajı Pendik ve çevresine ayrı bir önem kazandırmı ştır. Barajın tamamlanmasıyla birlikte Pendik İstanbul’un en önemli enerji kaynakları ndan biri haline gelmiştir.

1980 yılında onaylanan ve İstanbul’daki sanayiinin gelişimine düzen vermeyi amaçlayan 1/50.0000’lik Büyük İstanbul Nazım Planı’nda Pendik-Kurtköy’e fieyli’nin de dahil olduğu 400 ha alan ile yer verilmiştir. Yine ilçede bulunan Pendik Tersanesi ve Ağır Sanayi Tesisleri işletime açıldıkları 1982 yılından beri ilçe ekonomisine sağladığı katkının yanı sıra çektiği nüfus ile de Pendik’in gelişmesinde
büyük rol oynamıştır. Hızlı büyüme ve sanayileşme ile birlikte Pendik şirin balıkçı kasabası kimliğinden sıyrılarak giderek bir sanayi, ticaret ve kültür merkezi halini almaya başlamıştır.



Pendik Sınırındaki Tarihi Eserler
Pendik Höyüğü Pendik’in 1 km doğusunda yer alan, tarih öncesi döneme ait bir yerleşim yeridir. Höyükten; geometrik desenli kadeh, küp, testi, iğne, olta, kemikten yapılmış eşyalar, kaşık, ıspatula ve cilalı balta gibi pek çok eser çıkarılmı ştır. Çeşitli arkeolojik kazı ve araştırmalara sahne olan höyükte Anadolu ve Balkan özelliklerini taşıyan bir kadın heykelciği, az sayıda hayvan heykelciği parçaları, saplı damgalı mühür atma taşları ve balıkçılıkta kullanıldığı anlaşılan taş ağırlıklar bulunmuştur.

Pavli Burnu “Pavli Burnu” olarak bilinen ve eski adı “Paulo Petriocene” olan yarı mada Pier ve Paul isimli havariler için yapılmış bir manastır ve bir de kilise vardı. Günümüzde bu eserlerin yalnızca duvar kalıntılarını görmek mümkündür.

Fransız Katolik Kilisesi (fiapel) 1907 yılında yaptırılan bu küçük kilise, Burla Biraderler Korusu içerisinde yer almaktadır. Yazlık kilise (fiapel) olarak inşa edilen yapı, Saint Josef Koleji öğretmenlerinden Papaz Charles Bethaz’ın idaresinde II. Dünya Savaşı’na kadar Katolik Kilisesi olarak hizmet vermiş, 1945 yılında papazı n Fransa’ya dönmesiyle ilgilenen kimse kalmadığı için kapatılmıştır.
Pavli Adası Eski adı Mavronisi olan ve halk arasında Pavli Adası olarak bilinen ada Pavli Burnu’nun yakınında yer alır. Ada, Bizans döneminde aristokratların oldukça ilgi gösterdikleri bir yazlık dinlenme yeriydi.

Bizans Manastırı 1974 yılında yapılan kazı sonucu Büyük Kilise, fiapel, Mezar odası, iki oda ve Atrium (avlu, giriş) ortaya çıkarılmıştır. Büyük Kilise’nin “kapalı Yunan haçı” tipinde inşa edilmiş olması manastırın 842-1204 yılları arasında Orta Bizans döneminde inşa edilmiş olduğunu göstermektedir.

Velibaba Türbesi Celveti tarikatına mensup şeyhlerden Tophaneli Veliyüddin Efendi’ye ait türbe, bugün adını verdiği Velibaba Mahallesi’nde (eski Dolayoba Köyü) camiinin bitişiğinde bulunmaktadır. Türbe yakınındaki yeşil sarıklı mezar taşları yok olmuş ve yazık ki 7-8 mezar taşından günümüze yalnızca iki tanesi ulaşabilmiştir.

Sultan Konağı Sultan Abdülmecid (1839–1861) tarafından Çamlık mevkiinde yaptırılmıştır. Kasrın yapılması, Pendik’in İstanbul’daki itibarını arttırmış, bazı hanedan mensupları ve vezirlerin burada ikamet etmelerine vesile olmuştur.

kaynak:www.haberpendik.com/haber.php
Reklam
 
 
04-03-2009 ÇARŞAMBA GÜNÜ SAAT:19:00-21:00 SAATLERİ ARASINDA CUMHURİYET HALK PARTİSİ PENDİK BELEDİYE BAŞKAN ADAYIMIZ SAYIN MEHMET SALİH USTA,NIN KATILIMIYLA İLE BİRLİKTE TÜM BELEDİYE MECLİS ÜYELERİNİN TANITIMI YAPILACAKTIR.YER: AYGÜL DÜĞÜN SALONU.SANCAK KÖPRÜSÜ YANI.TÜM ÖRGÜTÜMÜZE DUYRULUR.

BİZLER SADAKA DEĞİL.İŞ İSTİYORUZ!

30 MART 2009 SABAHI AYDINLIK BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ.

UYAN ARTIK EY HALKIM!

BU KARA DÜZENE BİR SON VERELİM HEP BERABER!

HERŞEY AYDINLIK BİR TÜRKİYE İÇİN

CUMHURİYET HALK PARTİSİ

TEMİZ SİYASET TEMİZ TOPLUM

29 MART YEREL SEÇİMLERİNDE OYUNUZU HANGİ PARTİYE VERECEKSİNİZ?

ANKETLER BÖLÜMÜNDE OYUMUZU KULLANALIM.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ 29 MART 2009 ,DA TÜRKİYE,Yİ KARANLIKTAN AYDINLIĞA TAŞIYACAKTIR.

30 MART SABAHI GÜNEŞ BİR BAŞKA DOĞACAK.
 
Türkü Radyo
 
 
Bugün 4 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
chp